29 Ekim 2008 Çarşamba

We Got It All on "UHF"

http://www.imdb.com/title/tt0098546/


Son zamanlarda yaşadığımz ister internet ortamında ister diğer medyalarda yaşadığımız sansür hadiselerinin hepimizi ne kadar kızdırdığı malum, sonuçta kısıtlanan bi ifade özgürlüğü var ortada.ama acaba (sözüm internetten dışarı) gerçekten bir çok kişinin hayatının önemli zamanlarını heba ettiği iletişim oyuncaklarında hala bakmaya, duymaya değer şeyler kaldımı, veya baktığımz şiylerin değerli zamanımızı yemek dışında bize herhangi bir katkısı varmı? Bence şu aralar başta televizyon olmak üzere bi çok medya türüyle haşırneşir olurken çok daha sık kendimize sormamız gereken sorular bunlar. Çünkü, Bu yayın organlarını sahiplerinin en son düşüneceği şey izleyicilerdir. ayrıca günümüzde bu iletişim araçları kitlesel uyuşturucular olarak kullanılmakta, e birde Türkiye'deki TV programlarının %99'unun Amerika başta olmak üzere avrupa ve çeşitli ülkelerin 30-1 yıl arası yıllanmış yayınlarının Karbon kopyaları olduğunu düşününce birde işin içine sansür girince, televizyonun düğmesine basıp açmaya bile üşeniyorum.

İşte geçenlerde izlediğim film'de aslında tam bunlarla ilgiliydi, 89 yılında çekilmesine rağmen Yayın bantlarının yerini uydu antenlerinin alması dışında günümzdeki birçok olayla yakından alakalı ve ironik bir üslubu olan bu film iki başarısız arkdaşın tüm işlerden kovulmaları üzerine, bir kumar borcunda kazanılan UHF bandından yayın yapan küçük, yerel bir tv istasyonunu işletmeleriyle başlıyor ve istasyonu ayakta tutabilmek için gösterdikleri olağanüstü çabayı izlerken ulusal kanallarınsa yayın politikalarını apaçık meydana seriyor. Tabii Filmin ünlü komedi müzik sanatçısı "weird al yankovic" in başrolünü ve senaryosunu üstlendiğini hatırlatmakta fayda var.Hatta yankovic'in diğer müzikleri gibi çarpıcı sözleri olan bir şarkısı bile var, Daha iyi anlayabilmeniz için sözler:

Put down your remote control
Throw out your TV Guide
Put away your jacket
There's no need to go outside
Don't you know that we control the horizontal
We control the verticle, too
We gonna make a couch potato out of you
That's what we gonna do now

Don't change the channel
Don't touch that dial
We got it all on UHF
Kick off your sneakers
Stick around for a while
We got it all on UHF
Don't worry 'bout your laundry
Forget about your job
Just crank up the volume
And yank off the knob
We got it all, we got it all, we got it all on UHF

Disconnect the phone and leave the dishes in the sink
You better put away your homework
Prime time ain't no time to think
All you do is make yourself a TV dinner
Press your face right up against the screen
We gonna show you thangs you ain't ever seen
If you know what I mean, now

Don't change the channel
Don't touch that dial
We got it all on UHF
Kick off your sneakers
Stick around for a while
We got it all on UHF
Don't worry 'bout your laundry
Forget about your job
Just crank up the volume
And yank off the knob
We got it all, we got it all, we got it all on UHF

You can watch us all day
You can watch us all night
You can watch us any time that you please
You can sit around and stare at the picture tube
'Till your brain turns into cottage cheese
Well, now

Eğer geyik yollardan TV hakkında çarpıcı şeyler söyleyebilen, güldürürken düşündüren, sıcakkanlı bir film arıyorsanız öyle veya böyle biryerlerden edinip gözlerinizi faltaşı biçimine ağzınızı kulaklarınıza vardırarak izlemeniz tavsiye olunur. Eğer bulamayıpta merak edip izlemek isterseniz, haberim olsun ;) ...

The Midnite Movies




Param Olsaydı Hippi Olurdum (sözün patenti bana ait değildir). Yanlış Anlamayın, gerçekte hippilerin çokta para odaklı düşünen, hayat kaygısı dolu insanlar olduklarını söylemiyorum, ama günümüz koşullarında Türkiye gibi bi ülkede yaşamak bana bu sözleri söyletiyor. Yani kendisi ve içinde bulunduğu toplulukla barışık, hayatından günlük dertleri söküp atmış istediği zaman çıplak gezebilen, daima aklı havada ve hayeller içinde bir çevrede yaşamayı bende isterdim, Kim istemez ki ?? İşte yine kafamın böyle abuksubuk düşüncelere garkolduğu bi zamanda, biraz rahatlayıp kafa dağıtmak için uzun zaman önce rastladığım iki filmi izledim. 1. film yani "psych out" küçükken sağır olmuş özürlü bir kızın zamanında hippi kenti olan san francisco'ya gelmesiyle başlıyor. hikaye bu karakterin etrafında dönmesine rağmen o zamanın gençlik hareketinin olumsuz yönlerini, yine günümüzdede pek değişmeyen toplum baskısını gayet çarpıcı şekilde bize aktarıyor . 2. film ise konu olarak o zamanın ünlü en zararlı kimyasallrından olan acid (LSD) adlı uyuşturucunun ne gibi durumlara yol açtığını eşinden boşanmak üzere olan bir reklam filmi yönetmeninin bu maddeyi denemek suretiyle, onun gördüklerini bize göstererek, sıradışı bir anlatım diliyle aktarıyor.

Açıkçası filmleri izledikten sonra kendimi daha fazla sevdim.Ayrıca aklımı tamamen kaybetmediğim için kutladım kendimi ve alkolü azaltmaya karar verdim ... biryerlerden edinilip geceyarısından sonra izlenmesi tavsiye olunur ...

Root'n Rollz 3: Günaydın Hüzün


Yine çok severek dinlediğim, Bana Göre "Türkçe Sözlü Rock'n Roll Müziği" en saf, yalın haliyle icra eden, Günlük yaşamımıza büyük bir ayna tutan Eski Kuşaktan Bir Abiyi, Bir Hocamı tanıtmak istiyorum.

Eski dediğime bakmayın, birde konserde elinde gitarıyla zıplayıp hoplarken, yani Rock'n roll yaparken izleyin onu, ne demek istediğimi ancak o zaman anlayabilirsiniz.


Gökalp Baykal 1959 yılında Trabzon'da doğdu. 4 yaşında ailesiyle birlikte İstanbul'a yerleşti.
Sırasıyla Saint-Benoit kolejini, DGSA Mimarlık Yüksek Okulu'nu ve İTÜ Mimarlık yüksek lisansını bitirdi.
Mimarlık eğitimi sırasında gitar çalmaya başladı. Paul Simon, Michel Sardou, Crosby Stills Nash & Young, Cem Karaca, Leonard Cohen ve Bob Dylan dinliyordu.
1980 yılında itibaren beste yapmaya ve şarkı söylemeye başladı.
1986 yılında ilk demo albümünü kaydetti.
İstanbul'un underground ortamında yankı uyandıran bu demoyu 1992 yılındaki ikinci demo albüm izledi.
Kendi finanse ettiği ilk resmi albümü Ağustos 1996, bağımsız yapımcı firma Kod Müzik tarafından 1997 yılında yayımlandı.

Bu albümde tüm enstrümanları MIDI desteğiyle kendisi çalıyordu. Bu dönemde daha önce Bohem grubunun bas gitaristi olan Cenk Tarhan'la tanıştı ve bir grup olarak çalışmaya başladılar. 1998 yılında, bir süre beraber çalıştığı genç davulcu Serkan Ayman'ın grubu Catwalk ile dört şarkılık blues ağırlıklı Günaydın Hüzün isimli EP'yi yine kendisi finanse ederek yayımladı. Aynı dönemde yeni albüm çalışmalarını sürdürüyordu. Müzisyen dostların farklı seanslarda katılımlarıyla kaydedilen Yabancılar albümü, 1999 yılında yine bağımsız bir firma olan Zihni Müzik tarafından yayımlandı. Albümün kayıtlarını ve mikslerini yapan 1980'lerin ünlü rock grubu RA'nın gitaristi Sabih Cangil, bu albümle birlikte Gökalp Baykal müziğinin ses örgüsünde etkili olmaya başladı.

Yabancılar albümünün yayınlanmasından kısa süre sonra klasik müzik kökenli piyanist İsmail Safa Yalbaz ikiliye katıldı ve yeni albüm için hazırlanan şarkıların düzenlemelerini yaparak, ses örgüsünü farklı bir yönde zenginleştirdi. 2002 Nisanında Baykal'ın ilk konser albümü Akustik Anılar CD formatında çıktı.
Studio Drum&Bass’de Mine Erkaya tarafından kaydedilen Her Zaman Bir Şarkı albümü, Zihni Müzik etiketiyle 2002'nin Aralık ayında CD ve kaset formatında yayınlandı. Albümde zengin bir müzisyen kadrosu çaldı.
2004'ün Şubat ayında, Gökalp Baykal & Zardanadam adı altında iki şarkılık Sevgililer Günü / Bir İş Bir Eş hatıra single'ı ücretsiz olarak dağıtıldı.
2007’nin Mayısında Baykal’ın yeni albümü, kendi yapımı olarak Arkaplan firmasının desteğiyle çift CD olarak piyasaya çıktı. Akustik ve elektrik olmak üzere iki ayrı konsept ve seda içeren Yağmuru Beklerken albümünde de çok sayıda müzisyen görev aldı.

Uzun yıllar mimar, dergi yöneticisi ve makale yazarı olarak etkinlik gösteren Gökalp Baykal, Yeditepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi İç Mimarlık bölümünde Öğretim Görevlisi olarak Bilgisayar Destekli Tasarım dersleri vermektedir. Bob Dylan üzerine üç tane yayımlanmış kitabı olan Baykal, halen bilgisayar destekli tasarım alanında bilgisayar kitapları yazmayı sürdürmektedir.



Gökalp Baykal



Root'n Rollz 2: Kimsesizler Kimsesi


Bu sefer paylaşmak istediğim grup çokta eskilerden değil hatta günümüzde 70'lerden başlayıp 90'lara uzanan kent ozanlığı geleneğinin son zamanlardaki en iyi temsilcileri diyebilrim, Grubun ismi bile dinlemeye başlamadan uyarıyı yapıyor zaten: "Hariçten Gazelciler".

Hala merak ediyorsanız size kısa bir biyografi ve küçük bir karikatür. Dinlediğiniz müziğin zaten düşüncelerden bitap düşmüş kafanızı şişirmesi ve uykunuzu getirmesi yerine Kafanızı rahatlatmasını istiyorsanız eğer biranönce albümü edinmeniz ve rahat bir pozisyonda dinlemeniz anons edilir.

2001 yılında İzmit'te kurulan HariçtenGazelciler uzun bir süre aynı kentte

kendi işlettikleri mekanlarda farklı repertuarlarıyla geniş bir dinleyici

kitlesine seslendiler.Ancak bar müziğiyle uğraşmanın kendi müziklerini

oluşturma yolundaki çabalarına engel olduğunu fark etmeleri üzerine

grubu dağıtarak bu kulvardan ayrıldılar.Uzun bir süre sessiz kalan

HariçtenGazelciler'in 2004 yılında ''Çağlama'' adını verdikleri müzik

aletini geliştirmeleri yeni bir heyecan, kadro ve repertuarla müzik

yapmalarına yol açtı. Bu heyecanla ilk albümlerini kaydettiler...



Hariçten Gazelciler

Rock Felsefesine Pike!..














Severek takip ettiğim bir yazarın, çoğu zaman yanlış yorumlanan bir konuda yazdığı açıklayıcı yazısını sizlerle paylaşmak istedim ...

Rock Felsefesine Pike!..

Yazarın diğer yazıları

28 Ekim 2008 Salı

TURKISH PSYCH ENCYCLOPEDY




















TURKISH PSYCH (PROGRESSIVE MUSIC) ENCYCLOPEDY

Her Zaman takip ettiğim ve içine dalıpta çıkamadığım bir site olmasına rağmen, her girdiğimde de içim ayrı burkuluyor, çünkü şöyle bi baktığımızda ülkemizde çoğu insanın bilmediği veya yoksaydığı belkide ellilerden sonra müzik adına yapılmış tüm yaratıcı işleri, kimine ulaşmak isteyipte ulaşamasak bile burda görme şansımız oluyor. Zamanıda gerçekten farklı bişeyler üretmek için kafa yorulmuş, anadolunun karakterini taşıyan Bu müziği birde Yabancı bir DJ & Kollektörün yorumuyla tanıyın ...