24 Ekim 2008 Cuma

Root'n Rollz 1: Hardal


"Burhan Ağaoğlu isimli rock tutkunu bir muziksever, oteden beri tanidigi ve dinledigi arkadaslarini bir "grup" catisi altinda toplamak icin kollari sivar. Rock muzigimizde efsane mertebesine ulasmis birkac gruptan olan "Yeralti Dörtlüsü"nun son donem elemanlarina bir teklif goturur; Sedat Avci (davul), Aydin Sencan (bas gitar) ve Cahit Kukul (gitar). Sedat ve Aydin o siralar, Seyyal Taner ile birlikte "25. Saat" grubuyla yeri göğü inletmektedirler turne ve konserlerle. teklife de sicak bakmaktadirlar. vokalde ise Şükrü Yüksel'e teklif gider. zaten boyle bir olusumu bekleyen Şükrü Yüksel, grubun kalici bir elemani olarak yerini alacaktir. duzensiz araliklarla bir araya gelip provalar yaparlar, birbirlerine besteleri konusunda fikir alisverislerinde bulunurlar. ancak, bestelerin buyuk bolumu alt yapi olarak klavye gerektiren parcalardir ve bu konuda genc bir muzisyen Özkan Turgay da gruba dahil edilerek basindan beri planlanan album'un kayitlarina baslanir. ve 1978 yilinda, istanbul gelisim studyosu'nda kaydedilen ve turk rock'inin yuz aki albumlerinden biri olan "Nasil Ne Zaman" plakci vitrinlerini suslemeye baslar.

İkinci albüm hazırlıklarına başlarlar. bestelerin hazir oldugu ve kayda girilecegi donemlerde Aydin Şencan, Kanada'ya gider, Sedat Avcı ise Hollanda'ya, Erkin Koray ile bulusmaya. ama bunlar Şükru Yüksel, Cahit Kukul ve Özkan Turgay'i etkilemez. Zafer Oğuz isimli bir davulcuyu yanlarina alarak kayitlara devam ederler. Aydin Şencan, bas kayitlarini yapmadan Kanada'ya gitmemistir ama. bu arada, her iki albumde de Özkan Turgay klavyeleri calmis ise de nedendir bilinmez grubun fotograflarinda yer almamistir . ve 1983 gelmeden grubun ikinci albumleri "Nereden Nereye" piyasaya surulur. bu sefer sozler ve gitarlar biraz daha sertlesmistir. zar zor gerceklesen konserlerden İTÜ'de yapilanina katilirlar. elemanlarin surekli degismesi, piyasada yasanan konser ve mali durgunlugun album satislarina yansimasi sonucu karamsarliga kapilan grup elemanlari, bir sure ara vermeye karar verirler. taa ki 1992 yilina kadar.

Kanada'ya yerlestikten sonra iyice turkiye'den kopan Aydin Şencan, Erkin Koray'in 1983 yili ziyaretinden sonra ikinci bir sok yasar ve Şükru Yüksel'i karsisinda bulur. Konu bellidir; "tekrar bir araya gelelim"... zaten hazir olan soz ve besteler uzerinde uzun sure calisma firsati bulurlar. eski elemanlardan Sedat Avci, yine Erkin Koray'la konserlere cikmaktadir, bir ara Cem Karaca ile calisir. Cahit Kukul ise Rami'de muzik savasina devam eder, eski dostlarini bir araya toplayarak "Meteor" adinda grup kurar, bir de album cikarirlar. Cahit Kukul, eski ve yeni kusak rock severlerin baskilari sonucu, kendi sectigi "Hardal" parcalarini "Secmeler" adi altinda piyasaya surer 1997 yilinda. Kanada'dan donen Şükru Yüksel ve Aydin Şencan, album kayitlarina baslarlar.

sene 1997, davulda eski dost Zafer Oğuz, klavyelerde ve duzenlemelerde yine Özkan Turgay gitarlarda ise Alper Karamahmutoglu ve vokalde Şükru Yüksel kadrosuyla tamamlanan album 1998 yilinda "Yeniden Dogus" adiyla piyasaya surulur."

Kaynak: Facebook "HARDAL" grubu ..

yukarda bahsi geçen, Türkçe Rock Müziğin bu güzide grubunu hala dinlemeyenler için şu anda piyasada bulunmayan ilk iki plak kayıtlarındaki bazı şarkıları içeren "Seçmeler" ve 90'lı yılların sonlarında çıkarıdıkları insanın kendi derinliklerine kapılar açan "Yeniden Doğuş" adlı albümleri
iletiyorum. Herkese iyi dilemeler .

NOT: Gece ayışığında dinlemeniz şiddetle önerilir.

grup hakkında makale

Hardal Combo

IST-ANK-IST fullHD



Ağustos ayında İstanbul-Ankara-İstanbul arası yaptığım seyahatten birkaç kare, geniş ekranlarda duvarkağıdı yapmak için birebir .. Çekilen Yerler

Abant Gölü
Yazılıkaya
Nasreddin Hoca
Oylat Mağarası

23 Ekim 2008 Perşembe

Mahzenime Hoşgeldiniz ! (Nam-ı diğer "Mağara güzellemeleri - Giriş")


Evet, burdayım işte ... Yani herzaman olduğum yerde, karanlık, soğuk -Mutlu- Mahzenimde. Şimdi hemen demeyin edebiyat parçalamış diye, herkesin bir mahzeni vardır aslında ... Kimi Mahzeninde yaşar, kimi sadece ara sıra uğrar, bişeyler alıp çıkar, kimiside sadece dışardan seyretmeyi sever, girip çıkamamaktan korkar belkide, kimbilir ... Fakat Bazı Kişiler vardır ki onlar için kutsaldır mahzenleri, Onlar ne dışarıya çıkmaktan nede içerde kalmaktan korkar, hatta zaten paha biçilmez hazinelerle donattıkları mahzenlerini sürekli zenginleştirmek için çaba gösterirler... bunun için gezebildikleri kadar, görebildikleri kadar mahzen gezer yorulurlar, ama kendi mahzenlerine gelip elde ettiklerini ve başka mahzenlerde bıraktıkları şeyleri düşününce, o mahzene misafir ettikleri seçilmiş kişilerin mahzeni benimsediklerini görünce içlerini tatlı bir huzur kaplar, geçici bir duygu olsada bu değer kelimelerle ifade edilemez, tıpkı benim gibi mahzenlerinin üzerine titrerler.

işte sizde burdasınız ve bu şahsen epik, kısmen lirik yazıyı okuyorsunuz, demmekki mahzenime bir şekilde ilgi duyuyorsunuz, evet şimdi mahzenime olduğunuz yerden bakıp "amma da yüzeysel adammış, mahzeninde hiçbişey yokki" diyebilirsiniz, ama sizi temin ederim buzulun sadece yüzeyin üstündeki kısmını görüyorsunuz. Demin de dedim ya, Mahzenime ancak seçilmiş kişiler girebilir. Ha sizin bu yazıdan anlayacağınız şudur: Ben size mahzenimin bir aynadan yansımasını sunuyorum, bu da demek oluyor ki Mahzenimin içindeki güzelliklere dalıp, tadıp dokunamasanızda, uzaktan görüp neyebenzediğini hayal edebilirsiniz, zulada hiçbirşeyim yok, bütün iyi şeyler ortada fakat bu aynanın size ne kadarını göstereceği size bağlı. Hatta görmek isteyeceğiniz kadarını görmek için konveks veya konkav aynaları da siz seçebilirsiniz, eninde sonunda hepsine kendi tutacağınız açıdan bakacaksınız, seçim sizin ... Müzikten sinemaya, felsefeden edebiyata, şu ruhu tembel hayatta dahil olduğum, pelesenk edildiğim veya kendimi içinde varsaydığım ne varsa burda görebileceksiniz, ne de olsa siz bunlarla oyalanırken ben karanlık, nemli ve mutlu mahzenimin tadını çıkarıyor olacağım ...

ama elinizdeki o naif aynayla sakın herşeyi biranda görmeyi beklemeyin, nekadar bakarsanız okadar çok şeyi görecek, ne kadar kendinize yaklaşırsanız o kadar güçlü hissedeceksiniz. bu arada Beyin göçebesi hayatına alışmış olan benim yavaş yavaş nasıl örnek bir mahzen sergisi açtığımı bileceksiniz, tabiiki ben kullanım klavuzunu okumayı bitirip, düşünce dehlizinden çıktığım zamanlarda ...

Şimdilik herkese kendi mahzeninde mutluluklar. Sonsuzluğa bi koşu gidip, gelicem ;) ...

Derinlerden bir Kıyak!



Mahzene gelmişken tadımlık bir kıyak yapalım (sadece PC kullanıcıları için). Geçen haftadan beri PC'mde garip sorunla uğraşıyodum ve bir yandan da saçımı başımı yolmakla meşguldüm. daha yeni formatlayıp, cilalayıp parlattığım bilgisayarımda gaip, sebebini bilmediğim bir olaydan dolayı font yükleyemiyordum. Sağlam font dosyalarında bile "Font dosyası bozuk veya hatalı" gibisinden mesajlar almaya devam ederken kurulum aşamasında yüklenmiş "opentype" fontlarıda görmezden gelen bilgisayarımdan gayet bıkmıştım.

Derken birgün, sorun hakkında araştırmalarımın 1500. turunda "tut-i mucize-i guyem" tadında aklımda oluşan fikirle sorunun kaynağına inip, "ne desem laf değil" diyecek kadar rahatladım ..

efendim siz siz olun, Oyun veya güncelleme hastalığına kapılıpta sürekli ekran kartı sürücülerinizi güncellemeyin, özellikle xp service pack 3 kullanıyorsanız. Bahsi geçen sürücüler xp sp3 üzerinde bilimum "opentype" ve "type1" dosyalarıyla uyumsuzluk yaratıyor ve sisteminizin adeta bir konsolos edasıyla font dosyalarını algı sınırları dışına itmesine sebep oluyor, bahsettiklerim hem Nvidia hem AMD-Ati için geçerli ...

Çözümüyse gayet basitmiş meğerse, anında güncel ekran kartı sürücülerini yokedip, Nvidia için Forceware serisi driverları ve Ati içinde catalyst paketinin en az 8 ay önceki sürümlerini yüklediğinizde eskisi kadar içli dışlı olabiliyorsunuz caanım fontlarınızla :) ...

Bakın blog daha ikinci mesajında pratik bilgiler vermeye başladı size ... bakmaya devam edin, kimbilir daha neler çıkar bu mahzenden, Görüşmek üzere ...